Müzik çalar

27 Nisan 2014 Pazar

Sabahattin Ali/Değirmen

...
   Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?..
    Çoook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa...
    Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?.. Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?..
    Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir.
    Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle gidiyor.
    Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?..
    Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?..
    Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adelelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
    Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin?..
    Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim...
    Sen sevgiline ne verebilirsin sanki?Kalbini mi? Pekala, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun...
     Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: Batı rüzgarı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingene'ler.
     Dinle adaşım, sana bir Çingene'nin aşkını anlatayım...
...
     İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi. 
     Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir...
     Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, -söz aramızda-  gene hoş şeydir.
     Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.  



Not: Kitapta en çok etkilendiğim hikaye, hatta kitabı bırakın beni bu zamana kadar en çok etkileyen hikayelerden biri buydu. Gerçekten derinden etkilendim... Kitap da çok güzeldi. Sabahattin Ali'nin duyguyu hissettirme gücünü okuyanlar bilir. Bu kitap da bunun en iyi örneklerinden biriydi. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum...
   


Umarım bi delilik yapmam


24 Nisan 2014 Perşembe

Seviyoor Sevmiyoor





   Birinden hoşlanmak, sevmek  zor iş yoldaş. Hele bir de çocuk senin farkında bile değilse çok zor iş... Gizli gizli izlemek, beraber konuşmak gülmek isteyip yapamamak, yanındaki dişi sinekten bile kıskanmak,hasta olduğu zaman saçını okşamak isteyip okşayamamak çok zor iş...   Anlayacağınız üzere benim de bir platoniğim bulunmakta. Kendisinden neredeyse 1.5 seneden beri hoşlanıp, hiçbir şey yapamamaktayım. Aslında bu birşey yapamamın nedeni önceden etraftan çekinmek, diğerleri de duyarsa utanırım gibi şeylerdi ama şuan tek nedeni kendime olan güvensizliğim... Artık sadece uzaktan uzağa izlemek, bişey yapamamak canıma tak etti. Ona açılmayı, konuşmayı çok istiyorum ama beni beğenmemesinden, geri çevirmesinden çok korkuyorum... Ben hayatımda daha önce hiçbir erkeğe ilk adımı atan taraf olmadım. Hayatımda zaten daha önce hiç ciddi ilişkim de olmadı. İlkokulda birbirimize bakarak çıktığımızı düşündüğümüz bir sevgilim vardı tabi bunu da unutmamak gerek. :D Neyse ne diyoduk yani ben bilmiyorum ne  yapacağımı, karşıdaki benimle konuşmazsa naparım, konuşursa naparım inanın ki bilmiyorum.. Diğer korktuğum şey ise en sonunda 'Değmezmiş...' demek. Benim için şuan ne yaparsam yapıyım onun için değermiş gibi geliyor ama etrafımdaki insanların anlattığı kişiyle benim gördüğüm çok farklı. Benim için o dünyadaki en tatlı en iyi insanlardan biriyken diğerleri ise bunun tam tersini düşünüyor. Ve sanırım ben bunu kendi gözümle görmeden inanmayacağım. Öyle bir insansa göstersin bakalım beyefendimiz...     
    Onu bunu geçin de ben onu galiba seviyorum...Böyle içten, ılık ılık seviyorum. Azıcık yakınında olsam tüm vücudumu ateşler basacak kadar seviyorum. Ağzını, yüzünü, gözünü, saçlarını seviyorum. En çok sevdiğim ayakkabımdan bile çok seviyorum. Ve bu saatten sonra bunlar içimde kalacağına dünyanın en kötü reddedilişini yaşarım, dışardaki o egomanyakların ağzına sakız olurum daha iyi. Yani diyoroomkii seviyorum lan seviyorum!!!  Neyse ben kaçıyorum, olaylardan sizleri de haberdar edicem. Kendinize güzel bakıın, hoşçakalıınn :))   


Ruh halim :D

 

Aşık olmuş hissi veren şeyler




Tabikii kitaplar ve filmler...Eğer samimi, sıcak bir kitap okuyorsam veya film izliyorsam bir bakmışım ben aşık olmuşum.:) Haa tabi burada Kore dizilerini de unutmamak gerek. Bi aralar hayatımdaki duygusal boşluğu dolduran yegane şeylerdi Kore dizileri. Anlayacağınız üzere öyle çok hareketli bi hayatım yok, en azından aşk hayatım yok.Bu yüzden böyle duyguları sık sık başka şeylerde buluyorum ve gerçekten ruhuma o kadar iyi geliyorlarki... Açıkcası aşık olmak nasıl birşey onu da tam olarak bilmiyorum ama karakterlerin yaşadığı değişimleri ben de hissedince ve onlar da bu durumu aşk olarak nitelendirince ben de aşık oldum galiba diyorum.:D Birden karnıma kasılmalar girmeler mi dersiniz, kendi kendime salak salak gülmeler mi dersiniz, yoksa kalbimin daha hızlı atmaya başlaması mı dersiniz..Bi bakıyorum hoop düşmüşüm o dünyaya, sanki başka bi yerde yaşıyorum, ben ben değilim ve etrafımda kimse yok. Tamam itiraf ediyorum biraz aptalca bi durum ve asosyal olduğum izlenimi veriyor ama asosyal olduğum da söylenemez etrafımdakilerden çekinmem ve çok uzak da durmam, sadece karşı cinsle o tür ilişkiler konusunda asosyalim galiba. Aslında bu başka dünyalarda halim bazen işime gelmiyor da değil, dertlerimden ve etrafımdaki o kadar gereksiz insandan azıcık da olsun kurtulmuş oluyorum. Neyse dönelim konumuza eğer siz de bu tür şeyleri normalde yaşamıyorsanız bence böyle şeylere ihtiyacınız var. Ruhumuz bu doygunluğu arıyor bazen...

  

 Gelelim bu duyguları verebilen o samimi, sıcak kitaplara, filmlere ve dizilere. Bence Dirty Dancing filmi masum ama bir o kadar da tutkulu o aşkı bize tattırabilen samimi ve sıcak filmlerden birisi.(İlk iki yazımda da Dirty Dancing, Dirty Dancing diye tutturdum ama beni zamanında çok etkilemişti.) Baby ve Johnny arasındaki başlardaki o eğlenceli iletişimin yavaş yavaş aşka dönüştüğünü içinizde hissedeceksiniz. Hele ikisinin Johnny'nin odasında yaptığı bir yanıyla tutkulu, bir yanıyla masum danslarından sonra kendinizi o aşkın çekim alanında bulacaksınız. 1987 yapımı bir film olmasına ve sınırlı imkanlarına rağmen görüntüleri de gayet iyidir bence filmin. 


Dirty Dancing




Aynı Yıldızın Altında film afişi
    Kitap olarak bu ara fazla romantik kitap okumamama rağmen aklımda kalan bir kitap vardır: Aynı Yıldızın Altında. Drama, romantizim karışımı bu kitap sizin yine o hissi sık sık hissetmenizi sağlayacaktır. O arada kalmışlık, ne hissedeceğini bilememezlik kısacası şapşallık bizim için çok yakın bir his ve ben bunu bu kitapta sık sık aldım. Ama üzülmeyi de göze alamıyorsanız bu kitabı okumayın derim. Bu kitap hakkında son olarak filminin de çekildiği ve 6 Haziranda vizyona gireceği bilgisini de sizlerle paylaşmak istiyorum.  Kitap olarak sanal kitap okuma sitesi Wattpad'den amatör kitaplarda da bu hissi sık sık yaşıyorum. Son okuduğum ve hala devam eden Şahmelek adlı amatör kitapta bu karın kasılmaları gibi şeyleri sık sık yaşadım.:) Kitabın yazarının, karakterin hislerini gerçekçi, hayalcilikten uzak bir şekilde vermesi beni çok etkiledi sanırım. Yazarın abartmadan yaptığı edebiyat da kitaba ayrıca tat katmış.







Coffee Prince



Dizi olarak ise Boys over Flowers şiddetle tavsiye edilir. Tabi aynı şiddetle Coffee Prince de tavsiye edilir. O dizileri izleyip de o tatlı, masum aşkların akışına kendini kaptırmayanlar kusura bakmasın ama biraz odunlar sanırım.:D Yani bu aşık olma hissini vermekde Koreliler oldukça başarılı. Duygusal bir boşluktaysanız hiçbir şey hislerinizi harekete geçiremiyorsa Kore dizilerini bi deneyin derim. Ben sözde bu yazıyı kısa kesip sizi sıkmayacaktım ama napıyım kendimi tutmama rağmen bi bakmışım ben yine baya abartmışım, mazur görün...Kendinize güzel bakın. Hoşçakalıın :))



Bacaklarını Topla.!!


10 Nisan 2014 Perşembe

Gerçekler :D


Hayatı dikine dikine yaşamak

  



  İşte böyle yaşamak istiyorum; dikine dikine, inadına inadına... Kıyıda köşede saklanarak, birşeylerden kaçarak yaşamak kolaydır, yormaz ama yaşadığını da hissettirmez, lezzetini almadan yenen yemek gibi... Bu sıralar kendime edindiğim ideal de tam olarak bu: KAÇMA!!! Biz bu dünyaya sadece 1 kez geleceğiz bu konuda hemfikiriz değil mi? O zaman neden bu kadar düşünmek, korkmak, utanmak sıkılmak? Hayat korkmak ve kaçmak için inanın ki çok kısa...
   Güldüğüm zaman kahkaha atmayacaksam ne anlamı var gülmenin? Ağladığım zaman hıçkırmayacaksam ne anlamı var ağlamanın? Hayatı dolu dolu yaşamak budur işte... Orta yolu yoldan saymadım hiçbir zaman ve saymayacağım da. Kısacası, hayatı miskin miskin yaşamaya başladığınız anda kendinize şunları hatırlatın: Sen o koca kıçını seyirci koltuğundan kaldırıp sahneye atmadığın sürece kimse sana başrol teklif etmez.!!

5 Nisan 2014 Cumartesi

Hoşgeldiim :)




     Herkese merhabalar.! Şimdilik herkes burada olmasa da herkese merhaba :D

Şimdi diyeceksiniz ne bloğu bu? Aslında ben de bilmiyorum bişeylerle uğraşasım, paylaşasım geldi ben de blog açmaya karar verdim ve açtım. Zamane uğraşları işte...Böyle sosyal medya olaylarına da çok uzağım ama aralarında en mantıklı gelen uğraşı bu olduğundan bulaştım.

Sabahattin Ali
Şimdi bunları geçelim de ben neleri severim, naparım, ne okurum, ne izlerim onlardan bahsedeyim biraz. Bi kere yemek yemeyi çok severim blog başlığından anlayacağınız gibi. Özellikle tatlı yemeye bayılırım.. Öyle hafif tatlılar da değil ha baklava olsun, kadayıf olsun, künefe olsun bunlara bayılırım.. Kaç mı kiloyum? 1.63 boyunda 54 kiloyum. Yediğim zaman abartarak yiyorum ama öyle hergün yemiyorum haftada 1-2 kez yiyorum yoksa çoktan 60 lara varmıştım. Kilo demişken bu ara kiloma da çok takıntılıyım.Aslında önceki halime göre baya kilo verdim ve normal gözüküyorum ama kafamda hep kendi ideal kilomu 52 olarak gördüğüm için o kiloya ulaşmadan kilom ağzımdan düşmeyecek sanırım. Biz kızlar kilo konusunda sayılara çok takılıyoruz ama erkekler için tek önemli olan görüntü. Bi erkek sizin fazlalıklarınızı hiç görmediyse siz onun için zayıfsınızdır.Bizim için ise 'Aaa Ayşe 60 kilomuymuş yok yok çok kilolu o' dur.Tamam tamam kilo konusunda sizin de kafanızı şişirdim. Başka neyi severiim? Yüzmeyi severim çok yorar ve çok dinlendirir beni. Ben çok yorulduğum zaman iyi dinlenirim de.. Kitap okumayı severim. Ne okurum? Türk edebiyatında en beğendiğim isim Sabahattin Ali'dir. Çok kitabı olmamasına rağmen olan bütün kitaplarını okumuşumdur ve hepsini çok beğenmişimdir.Kendisi zamanında yasaklanmış, sansürlenmiş, sesini çıkardığı için susturulmaya çalışılmıştır ama susmamıştır.Cezaevine girmiş çıkmış girmiş çıkmıştır.İşe girdiği dergiler, gazeteler iktidarı eleştirdiği nedeniyle kapatılmıştır.İçinde bulunduğu durumu da şu şekilde anlatmıştır zamanında: 'Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi.'Kısacası Sabahattin Ali her zaman benim için örnek bir kişilik, kalbime, yüreğime işleyen olmuştur, çok uzun hikaye olmuştur. Bu yüzden Sabahattin Ali'yi üç dört satıra sığdırmaya çalışmak haksızlık olur, ayrı bi yazıda Sabahattin Ali konusunu konuşuruz tekrar. Türk edebiyatında beğendiğim bir diğer isim de Özdemir Asaftır.
Şiirleri candır, ciğerdir, özleten, ağalatandır...Nazım Hikmet diye başlasam zaten apayrı bi dünya onu da başka yazıya saklayalım bence. Şimdi böyle büyük isimlerden bahsedince diğer sevdiğim yabancı kitapların yazarları çok sönük kalacak.Ama bu aralar okuduğum Life of Pi de sağlam bir yapıttır okuduğum yere kadar. (Kitabı daha bitiremedim.) Onun filmi yok muydu?? diyenleri duyuyorum. Kitaptan uyarlamadır filmi o yüzden ilk kitabını okuyup sonra filmini izlemeyi düşünüyorum.

Dirty Dancing den bir kare

   Film izlemek demişken film izlemeyi, dizi izlemeyi de çok severim.Star Wars serisi, Piyanist, Yüzüklerin Efendisi üçlüsü, Matrix üçlüsü, The Fall, Dirty Dancing, Django Unchained şu an aklıma gelen favori filmlerim olmuştur. Dizi olarak Game of Thrones u severek izlerim. Yeni sezonu başlayacak onun için de ayrı heyecanlıyım.:) Kore dizilerine
Boys over Flowers
de bayılırıım.:D Görüntüleri çok iyi, kurguları süper, oyunculukları fevkalede yapımlar mı? -Hayır. Ama bana her zaman çok sıcak, çok samimi, zaman zaman da çok komik geliyorlar. Kore dizilerine başlayanların bırakabildiği zor görülmüştür. Hele böyle duygusal ağlak mağlak bir tipseniz hiç bırakamazsınız. Beni kore dizilerine başlatan dizi Boys Over Flowers olmuştur. Yeri ayrıdır bende şiddetle tavsiye edilir. Onun arkasından da Coffee Prince, Personal Taste, Playfull Kiss...



Beğendiğim bir modacı Vanessa Jackman ın bloğundan

Masa tenisi oynamayı da çok severim. Bu konuda başarılı olduğumu da düşünürüm. Öyle kanıtlanmış bi başarım yok ama iyiyim yani.:D Çok eğlenceli bi spordur. Zamanla akşam omuzlarını ağrıtacak kadar müptelası yapar kendini.:D Moda dergilerini okumayı da çok severim. Modanın insanın kendisine yakışanı giymesi olduğunu düşünmüyorum. Modanın kendine yakışmak kaydıyla herkesden farklı, özgün bir tarz oluşturmak olduğunu düşünüyorum.Tabi bunu yaparken o günkü trendlerden de faydalanabiliriz. Ben tarz olarak sade, spor sokak tarzını benimsiyorum. Yırtık jeanler, düz penyeler, salaş kazaklar, mini etekler hoşuma gidiyor. Hiçbir zaman pul, payet, simli şeyleri kendime yakıştırmadım. Yakışana yakışmıyor mu? Gerçekten yakışıyor ama ben kendime uygun olduğunu düşünmüyorum. Moda konusu da gökyüzü gibi. Bu konuyu da ileriki yazılarıma saklıyorum. Şimdilik kendimden bu kadar bahsedebildim. Ben ben ben deyip durdum sanırım ama birazcık beni tanıyın istedim bu yazıda. Kendimden küçük bi kesit yayınladım size zamanla daha iyi tanışırız umarım. Kendinize güzel bakın. Hoşçakalııınn :))